Kaypakkaya Kemalizm’den kopuşun adıdır- Ziya Ulusoy

Kaypakkaya Kemalizm’den kopuşun adıdır- Ziya Ulusoy
Kaypakkaya Kemalizm'den kopuşun adıdır- <strong>Ziya Ulusoy</strong>

İSTANBUL- MLKP dava tutsağı Ziya Ulusoy, mücadele arkadaşı İbrahim Kaypakkaya’yı anlatıyor.

12 Mart faşizmi döneminde, profesyonel devrimci mücadeleye katılma kararı vermiştim. Siverek’te çalışma yaparken Kaypakkaya ile tanıştım. Bölgenin üst düzey yöneticisiydi, çalışmaları denetliyordu. 1972′nin Ocak ya da Şubat ayıydı. Yoksul bir emekçi sempatizanın eviydi. Bir saat kadar benimle tartıştı. Mücadeleyi militanlaştırmak ve silahlı mücadeleyi hazırlamak üzere fikrimi sordu ve beni dinledi. Köylerdeki çalışmalarımla ilgili bilgi aldı.

Kaypakkaya’nın, görüşmede dikkatimi çeken en belirgin yanı şuydu: Kadroların görüşlerini dinlemeye önem veriyordu. Kişisel özellikleri açısından son derece mütevazı, bizim gibi genç kadrolarla çok rahat kaynaşan ve kaynaşmaya önem veren bir liderdi. Onunla siyasal tartışmaya girmeyen biri, önemli bir yönetici pozisyonda olduğunu anlayamazdı bile. Son derece samimi, candan, her kadronun kendinden göreceği biri gibiydi. Neşeli ve güleç yüzlüydü.

Devrimci-politik mücadelede temel özelliği ise, çok yüksek bir kararlılığa sahip olmasıydı. Diğer bir temel özelliği, onu daha yakından tanıyanların anlattıklarından çıkardığım, yoğun ve sistematik okuma çalışmasıydı; Marksist eserleri sistematik biçimde okuma ve oradan teorik-siyasal sonuçlar çıkarma yeteneği idi. Marksist teoriyi incelemeye çok önem verirdi. Türkiye’de çıkan Marksist eserleri, yayınlanır yayınlanmaz 2 ay bile geçirmeden alıp okuması, yoldaşlar arasında çok bilinen bir özelliğiydi.

Zaten ’71 devrimci önderlerinin temel özelliklerinden biri, olanaksızlıklar içinde yüksek bir kararlılıkla örgütlerini kurmaları ve mücadeleyi geliştirme inançlarıydı. Bu, Kaypakkaya’da da vardı. Örneğin, kadroların azlığını bir engel görmeden partiyi kurma kararlılığı, mali açıdan ve araç yönünden olanaksızlıkları engel görmeden silahlı mücadeleyi başlatma kararlılığı. O dönemde birkaç tane silahla ve el yapımı birkaç el bombasıyla silahlı mücadeleyi başlattı. Hiç para yoktu, teksir dışında bir basım aracı yoktu. Ama İbrahim, kadroların ve halkın yaratıcı gücüne inanıyor ve güveniyordu.

’71 devrimci hareketinin bağımsız devrimci halk hareketini ve devrimi örgütleme kararlılığı, Kaypakkaya’nın da karakteristik bir özelliğiydi. Hareketin bir devrime doğru örgütlenmesinde öncü parti ve silahlı mücadeleyi temel alan kararlılık, İbo’nun temel bir yanıydı. Aynı zamanda, bunu şu yönde de geliştirmek istedi: Halk hareketini ve devrimci hareketi Kemalizmin etkisinden ve Kürt ulusal sorunundaki bulanıklıktan kurtarmak. Bu, o dönemde İbo’nun çok özel bir katkısıydı.

Ulusal sorunda da, devrimci hareketteki Marksist bilgi eksikliğinden ve kısmen de önceleyen dönemin sosyal şoven etkisinin atılamamış olmasından dolayı var olan bulanıklığı, soruna çözüm üretme kararlılığıyla aşmaya çalıştı. Ulusal soruna getirdiği çözüm, enternasyonalizmi rehber olan ve ayrı devlet kurma özgürlüğünü formüle eden bir tavırdı. Kendisinden sonraki yıllarda, devrimci hareketin sosyal şoven tortularını atıp ulusal sorunda bir atılım yapmasında ön açıcı bir rolü oldu.

’71 devrimci hareketiyle ortak bir temel özelliği de, öncü parti örgütlenmesine verdiği önemdi. Bu anlayış, pratik devrimci mücadele ve silahlı mücadele içinde partiyi örgütleme biçiminde yansırken, işçi-emekçi kitle örgütlerinin önemini küçümseyen bir yan da taşıyordu. Faşizme karşı birleşik cephe konusunda ise, bir yandan parti tarafından örgütlü dar bir cephe anlayışı vardı, diğer yandan devrimci hareketin faşizme karşı birliğine önem veriyordu.

İbrahim Kaypakkaya’da da, Denizlerde ve Mahirlerde olduğu gibi, yüksek bir siper yoldaşlığı duygusu vardı. İlk silahlı eylemini THKO liderlerinden Sinan Cemgilleri ihbar eden muhtarı cezalandırma biçiminde gerçekleştirmesi de bunun ifadesiydi. İbrahim’in bu eyleme bizzat katıldığı biliniyor. Siper yoldaşlığı duygusu, faşizme karşı birleşik mücadeleyi önde tutma anlayışı ile birleşiyordu. Bugün bundan çıkarılacak ders, faşizme karşı devrimci hareketin birliğini ve halklarımızın birleşik mücadelesinin yükseltilmesini parti ve örgüt çıkarlarının üzerinde tutmanın önemidir.

* Ziya Ulusoy, İbrahim Kaypakkaya’nın mücadele arkadaşı ve MLKP dava tutsağıdır.

Baba Ali Kaypakkaya: Katledileceğini önceden söylediler

Baba Ali Kaypakkaya: Katledileceğini önceden söylediler
Katledileceğini önceden söylediler

İSTANBUL- İbrahim Kaypakkaya’yı, baba Ali Kaypakkaya’ya sorduk. İlerlemiş yaşı ve hastalıklarla boğuşmasına rağmen bizi kırmayıp sorularımızı yanıtlayan baba, bize Kaypakkaya’yı anlattı, katledilişindeki bazı karanlık noktalara işaret etti.

Her işe koşar, yardım ederdi

“Yazları köye gelirdi. Köydeki her işe koşar, yardım ederdi. Köyün insanlarının toplandığı yerlerde oradaki yaşlıların hepsinin ellerinden öpüp hatırını sorardı. Dergiler getirir dağıtırdı. Köydeki yaşlılar İbo’yu çok seviyorlardı. Diğer gençlerden ayrıcalığı var diyorlardı” diyen baba Kaypakkaya, İbrahim Kaypakkaya’nın Çorum köylerinde yürüttüğü devrimci faaliyeti ise şu sözlerle anlattı:

“İbrahim, Karamahmut, Ortaköy, Höyük, Keşnik Narlı’ya gidip oralarda görüşlerini anlatıyordu. Hatta dergiler dağıttığı oluyordu. İşçi Köylü dergisini, aklımda tam kalmamış diğer dergiler satıyordu. İnsanlarla ilişkisi iyiydi, büyüklere karşı çok saygılı davranıyordu. O davranışından dolayı insanlar hangi köyde olursa olsunlar İbrahim’i çok seviyorlardı.”

Subaylar: Eline sağ geçmeyecek

Ali Kaypakkaya, İbrahim’in katlediliş gerçeği hakkında ise, “İkinci kez Diyarbakır’a gidiyordum, İbrahim’le görüşmeye. Otobüste önümde oturan iki subay vardı, ‘oğlum tutukevinde onunla görüşmeye gidiyorum’ dedim. ‘Adı nedir’ diye sordular. İbrahim Kaypakkaya dediğimde, ‘Onunla görüşemeyeceksin, eline sağ geçmeyecek’ dediler. ‘Neden görüşemeyeceğim, o kadar ağır suçu ne’ diye sorunca tehdit ettiler. Ben şunu savunuyorum. Öldürülmesi için kesin karar alınmış olduğu belliydi” dedi ve ekledi:

“Oğlumun ölümünden on gün önce soruşturma bitti, artık gel görüşebiliriz, görüşmememiz için engel kalmadı diye mektubu geldi. 20′sinde Diyarbakır’daydım, görüşme yerine vardım. Sıra bana gelmişti, ‘Kimle görüşeceksin’ dedi oradaki başçavuş. ‘İbrahim Kaypakkaya’ dedim. ‘Görüşemeyeceksin’ dedi. Yarbay duydu, beni yanına çağırdı. Bana ‘Şu kulübeye geç’ dedi. Orada bir kulübe vardı, oraya geçtim, elindeki evrakları getirdi. Bir üsteğmen vardı, ona verdi, beni alıp Sıkıyönetim Komutanlığına götürdü. Beni bir odaya koydu. Biraz sonra kapı açıldı. Bir tuğgeneral, bir albay, hapishane müdürü kapıdan girdiler. Tuğgeneral bana aşağıdan yukarı baktı, beni süzdü. ‘İbrahim öldü’ dedi. ‘Öldürdünüz’ diye bağırıp çağırdım, orada tartışmaya başladık. Cenazeyi istedim, ‘Vermem’ dedi. ‘İfadesi mi alınacak’ diye sordum, üzerime geldi. Yarbaya döndü, ‘Cenazesini alsın’ dedi.”

Mezarı yüzünden köye karakol geldi

“Her Mayıs ayında, İbrahim’in mezarı başında anmaların yapılmasını engellemek için devletin, askerlerin çeşitli baskıları var. Her yıl bu mücadele yaşanıyor, insanlar kimlik kontrollerinden geçiriliyor, askerlerin tacizine uğruyor.” “İbrahim, hala devlete korku salmayı sürdürüyor mu sizce?” diye sorduğumuz baba, “Vallahi sebebinin ne olduğunu bilmiyorum, İbrahim’in mezarı yüzünden köye karakol geldi. Oraya, 18 Mayıs’ta ölüm yıl dönümüne geliyorlar diye, karakol geldi. Mezara gelen herkes karakola uğrayacak, hangi mezara gidiyorsa kimliğini koyacak, karakola gideceği mezarın da adını söyleyecek” diye sitem etti.

Avukat olan kızının da ağabeyi İbrahim’in mezarına ziyaretinde hakaretlere maruz kaldığını anlatan baba Kaypakkaya, “Bu nasıl iş, bu nasıl insanlık! Ölmüş bir insanla ben siyasal propaganda mı, örgütsel konuşma mı yapacağım da bu mezara gitmemi engelliyorlar, diye ağlayarak anlatıyordu” dedi. Ali Kaypakkaya, İbrahim’in mezarını, anıt mezar olmaması kaydıyla bin bir zorluklarla yapabildiklerini de aktardı.

Kaypakkaya: Silahlı mücadele meşrudur

Kaypakkaya: Silahlı mücadele meşrudur
Silahlı mücadele meşrudur

İSTANBUL- İbrahim Kaypakkaya, kendisini yargılamak isteyen egemenleri yargıladı: “Asla pişman olmadım. Ben, bu mücadele uğrunda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi ön görerek çalıştım. Ve neticede yakalandım.”

İbrahim Kaypakkaya, ilk günkü ifadesinden başlayarak, tüm tutsaklığı boyunca yargılayanları yargıladı. Kaypakkaya’nın ilk ifadesinden bazı bölümler şöyle;

“Ben, devrimciyim. Biz devrimci olarak siyasi konularda hiçbir şeyi prensip olarak gizlemeyiz. Ve fikirlerimizi açıkça söyleriz. Ancak örgütsel yönden faaliyetlerimizi ve örgüt içindeki bize inanan, arkadaşlarımızı ve örgüt içinde olmayıp bize yardımcı olan şahısları ve grupları açığa vurmaktan katiyen kaçınırız ve söylemeyiz.”

(…)

“Biz devrimciler, yoksul halkı büyük burjuvazi, işbirlikçi emperyalistler ve büyük toprak ağalarının sömürüsünden; işçi, yoksul köylü, orta köylü, küçük esnaf ve sanatkarları ve milli burjuvazinin devrimci kanadını, bu sömürü ve tahakkümden kurtarmak istiyoruz. Ben, bu sebeple buralara kadar geldim. Biz devrimciler, birinci derecede işçi sınıfına güveniriz. İkinci derecede yoksul köylülere ve sırasıyla orta köylü, esnaf ve sanatkarlara güveniriz. Ben, bu ideal ile bilhassa yoksul köylüleri bilinçlendirmek için buralara kadar geldim.”

(…)

“İki hafta kadar önce, jandarmalarla müsademeye (çatışmaya) tutuştuğumuz Gökçek köyünün Vartinik mezrasına geldik. Dört arkadaştık ve bu mezrada metruk bir eve yerleştik. Orada yiyeceklerimizi kimlerin getirdiğini bilmiyorum. Ve yanımdaki arkadaşları da tanımıyorum. Tanımış olsam dahi bunu yine de söylemem. Gayemiz; yoksul köylü, işçi, orta köylü, esnaf ve sanatkarları, halk düşmanları saydığımız toprak ağaları, büyük burjuvazi ve yabancılarla işbirliği yapmış emperyalistlerin elinden kurtarmaktır. Bunun için de mücadelenin yani bu üç kuvveti eritip bütün üretim araçlarını toplumun malı yapmaktır. Bu hedefe ulaşmak için çeşitli yollar vardır. Bu halkın tüm olarak bilinçlenmesi ve siyasi yolla işbaşına yani idare eden duruma gelmesi ile olabileceği gibi fikir yönünden bu hedefe ulaşmak mümkün, olmayınca zor kullanmak kaçınılmaz ve normaldir. Tarihte bunun çeşitli örnekleri vardır, 1789 Fransız ihtilali bir burjuva ihtilaldir, 1917 ihtilalinde ise hem burjuvazi hem de işçilerin ihtilali vardır. 1917′de burjuva yok edilmiş tamamen işçilerin eline geçmiştir. Bugünkü Türkiye’de bu felsefeye arzu edilen idareye meşru yollardan gelmemiz mümkün olmadığı ve bize hayat hakkı tanınmadığı için dağlara çıkmaya icbar edildik. Ve dolayısıyla silahlı mücadeleye itildik. Bu silahlı mücadeleye girişmiş olmamız sebebiyle artık yukarıda hedef aldığımız üç kuvvete karşı mücadele ve silahlı çatışmayı meşru kabul ediyoruz.”

(…)

“Vartinik mezrasında ben müsademe esnasında uykuda idim. Silah sesleri üzerine uyandım. Dört arkadaş kaçmaya başladık. Diğer arkadaşlarımın akıbeti hakkında malumatım yoktur. Ve bende silah da yoktur. Jandarmaya karşı bu sebeple ateş etmedim. Müsademe esnasında ensemden ve boynumdan yaralandım. Karlarda yatmam sebebiyle elim ve ayağım dondu, şişti. Ben, örgütteki arkadaşlarımı tanımıyorum, tanısam da söylemem. Yukarıda söylediğim gibi; gayemiz ve hedefimiz tüm üretim araçlarını toplumun malı yapmaktır.”

Önder Kaypakkaya Mezarı Başında Anıldı

Kaypakkaya anmasına soruşturma açıldı
Kaypakkaya anmasına soruşturma açıldı

ANKARA (31.08.2008)- ’71 devrimci atılımı önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın mezarı başında yapılan anma nedeniyle DTP yöneticisi Mehmet Şirin Karademir hakkında soruşturma açıldı. Savcılığa çağrılan Karademir, ifadesinde soruşturma nedeni olan “İbrahim Kaypakkaya Kürt halkının yüreğinde sonsuza dek yaşayacaktır” sözlerini yineledi.

İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin yıldönümü nedeniyle 18 Mayıs 2008 günü Çorum’da düzenlenen anma etkinliğinde konuşan DTP Ankara İl Yöneticisi Mehmet Şirin Karademir hakkında “Suç ve suçluyu övmek” iddiasıyla soruşturma açıldı. Gerekçe ise Karademir’in “İbrahim Kaypakkaya Kürt halkının yüreğinde sonsuza dek yaşayacaktır” sözleri oldu.

Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya Köyü’ mezarlığında düzenlenen anmada Kaypakkaya’nın anısına konuşan DTP yöneticisi Karademir, ifade için İl Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldı. “İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür” ve “İbo, Mahir, Deniz sürüyor, sürecek mücadelemiz” slogan atmasının da sorulduğu ifade alma işleminde Karademir, Kaypakkaya’nın anmasına katıldığını ve söylediklerinin arkasında olduğunu söyledi. Anmada DTP Ankara İl Örgütü adına bir konuşma yaptığını belirten Karademir, “İbrahim Kaypakkaya Kürt halkının yüreğinde sonsuza dek yaşayacaktır sözleri bana aittir. Grubun attığı sloganlardan bazılarına eşlik ettim. Ben İbrahim Kaypakkaya’yı devrimci bir önder olarak biliyorum” dedi.

İfade işlemlerinin ardından soruşturma açılmasına tepki gösteren Karademir, “Açılan soruşturmayı çok komik görüyorum. Soruşturma emniyet güçlerine açılması gerekiyordu. Çünkü orada bizlere antidemokratik bir uygulama yapıldı. Orada bizi baştan aşağıya kadar aramaya tabi tuttular. Aralamalar rahatsızlık verecek şekilde oldu. Bu uygulamalar bizi yıldırmayacaktır. Bu sefer İbrahim Kaypakkaya’nın anma törenine gittiğim zaman Hakki Karer’in, Mazlum Doğan’ın, Hayri Durmuş’un ve Deniz Gezmiş’in de selamını götüreceğim” diye konuştu.

ibrahim kaypakkaya için yazılmış şiirler

MAYIS bizden en kıymetlilerimizi çaldı, işkenceler altında konuşmayan İbrahim kaypakkayanın ölüm yıldönümü…
Hikayesini bilmeyen yoktur…
4 ay işkence de kaldı, kolları,bacaklarını kestiler ama ağzını açmadı, fikirleri , devrim aşkı bizle kaldı… Umut hala dimdik ayakta !

İBRAHİMLERE BİN SELAM OLSUN….


mahsus mahal derler kaldım zındanda
kalırım kalırım dostlar yandadır
ikelleri kızıl kandadır kanda
aman ölürüm ölürüm kardeş
aklım sendedir aklım sendedir

artar eksilmeyiz zındanlarında
kolay değil derdin ucu derinde
kumhan ırmağı’nda karaburun’da
aman bulurum bulurum kardeş
öfkem kındadır öfkem kındadır

dirliğim düzenim dermanım canım
solum sol tarafım imanım dinim
benim beyaz unum ak güvercinim
aman bilirim bilirim kardeş
gelen gündedir gelen gündedir

ibrahim kaypakkayanın kemalistler ve kemalizm hakkındaki düşünceleri

“1— Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir. Yani devrimin önderleri, Türk komprador büyük burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfıdır. Devrimde, milli karakterdeki orta burjuvazi önder güç olarak değil, yedek güç olarak yer almıştır.

2— Devrimin önderleri, daha anti-emperyalist savaş yıllarında iken İtilaf emperyalizmi ile el altından işbirliğine girişmişlerdir; emperyalistler Kemalistlere karşı hayırhah bir tutum takınmış, bir Kemalist iktidara rıza göstermeye başlamıştır.

3— Kemalistler, emperyalistlerle barış imzaladıktan sonra bu işbirliği daha da koyulaşarak devam etmiştir.

4— Kemalist hareket, özünde «işçilere ve köylülere, bir toprak devrimi imkânına karşı» gelişmiştir.

5— Kemalist hareketin sonucunda, Türkiye’nin sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapısı; yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir; yani yarı-sömürge ve yarı-feodal iktisadi yapı devam etmiştir.

6— Sosyal alanda, eski milli azınlıklara mensup komprador büyük burjuvazinin ve eski bürokrasinin, ulemanın hakim mevkiini, milli karakterdeki orta burjuvazi içinden palazlanan ve emperyalizmle işbirliğine girişen yeni Türk burjuvazisi, eski Türk komprador büyük burjuvazisinin bir kesimi ve yeni bürokrasi almıştır. Eski toprak ağalarının, büyük toprak sahiplerinin, tefecilerin, vurguncu tüccarların bir kısmının hakimiyeti devam etmiş, bir kısmının yerini yenileri almıştır. Kemalistler, bir bütün olarak, milli karakterdeki orta sınıfın çıkarlarını temsil etmemekte, yukardaki sınıf ve zümrelerin menfaatlerini temsil etmektedir.

7— Politik alanda, hanedanlık çıkarları ile birleştirilmiş olan meşrutiyet idaresinin yerini, yeni hakim sınıfların çıkarlarına en iyi cevap veren idare, burjuva cumhuriyeti almıştır. Bu idare, sözde bağımsız, gerçekte siyasi bakımdan emperyalizme yarı-bağımlı bir idaredir.

8— Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, gerçekte askeri faşist bir diktatörlüktür.

9— «Kemalist Türkiye bile, gittikçe daha çok bir yarı-sömürge ve gerici emperyalist dünyanın bir parçası haline gelerek nihayet kendini İngiliz-Fransız emperyalizminin kucağına atmak zorunda kalmıştır.»

10— Kurtuluş Savaşı’nı takip eden yıllarda, devrimin baş düşmanı Kemalist iktidardır. O dönemde komünist hareketin görevi, hakim mevkiini kaybeden eski komprador burjuvaziye ve toprak ağaları kliğine karşı, Kemalistlerle ittifak değil (böyle bir ittifak zaten hiç bir zaman gerçekleşmemiştir), komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının bir başka kliğini temsil eden Kemalist iktidarı devirmek, yerine işçi sınıfı önderliğinde ve işçi-köylü temel ittifakına dayanan demokratik halk diktatörlüğünü kurmaktır.”(Age, s. 140-141)

“1— Türkiye’de Kurtuluş Savaşı’nın sonundan itibaren komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları iktidara hakimdir. Fakat komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları iki büyük siyasi kliğe ayrılmıştır. İktidara ve devlet mekanizmasına hakim olan klik, önce İngiliz-Fransız emperyalizminin, 1935′lerden itibaren de Alman emperyalizminin işbirlikçiliğini yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar, genel olarak orta burjuvazi de bu kliğin safında yer almıştır.

2— İkinci Emperyalist Dünya Savaşı yıllarında Alman işbirlikçisi hakim klik, koyu bir faşizm uygulamasına ve vurgunculuk politikasına girişmiştir. Bu klik, içerde işçi sınıfı dahil bütün demokratik güçlere, dışarda da SSCB’ye ve İngiliz-Fransız-Amerikan blokuna karşı Alman faşizminin safında yer almıştır. Fakat dünyadaki güçler dengesi ve SSCB’nin varlığı, bunların Alman faşistlerinin safında savaşa katılmasına engel olmuştur.

3— Öte yandan da daha sonra DP ve MP içinde örgütlenen, komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının muhalif kliği, bunun peşinde de, o zamana kadar CHP saflarında tali bir unsur olarak yer alan reformcu orta burjuvazi ve diğer demokratik unsurlar yer almıştır. TKP de bu kliğin kuyruğuna takılmıştır. Bunlar, dünya çapında Amerikan-İngiliz-Fransız blokuyla ve SSCB ile ittifak kurmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı, Alman faşistlerinin ve müttefiklerinin yenilgisiyle bitince, Türkiye’de bu blok güçlenmiştir. Fakat savaş sona erer ermez, ABD emperyalizminin desteğiyle ve CHP’nin Almancı faşist diktatörlüğüne halkın ve demokratik güçlerin duyduğu nefret ustalıkla kullanılarak 1950′de DP iktidara getirilmiştir.

4— Böylece Alman emperyalizminin uşağı olan komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının yerini, ABD emperyalizminin uşağı olan komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının iktidarı almıştır. Söz konusu olan şey, «savaş sırasında vurgunculukla palazlanan büyük burjuvazi»nin «uluslararası sermayenin kanatları arasına iyice girmesi» değil, Alman emperyalizminin «kanatları»nın yerini, ABD emperyalistlerinin «kanatları»nın alması, Alman uşağı gericilerin yerini de ABD uşağı gericilerin almasıdır.

5— Proletaryanın ve küçük-burjuvazinin muhalefetini kendi bendinde boğan kararsız orta burjuvazi, bu muhalefeti bir müddet DP’nin kuyruğuna taktıktan sonra, DP’nin faşizan uygulamaları karşısında, tekrar muhalefetteki CHP katarına katılmıştır. Proletarya önderliğinde, bağımsız ve güçlü bir halk hareketinin yaratılamamış olması, işçi sınıfının, emekçi halkın ve demokratik unsurların muhalefetinin, komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları kliklerinin bazen birini, bazen diğerini iktidara getirmeye yarayan bir kaldıraç gibi kullanılmasına yol açmıştır.

6— Muhalefetteyken «demokrasi» havarisi kesilen komprador büyük burjuvazi ve toprak ağası klikleri, iktidara geçtikleri zaman, en azılı halk düşmanı kesilmişlerdir.” (Age, s. 149-151)

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın katledilişinin 20. yılında; Mayıs 1993′te Yeni Dünya İçin dergisi tarafından yayınlanan, Özel Sayı da, yukardaki alıntıların devamında şunlar söylenmektedir:

“İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın eserinin sürdürücüsü olan Türkiye-Kuzey Kürdistanlı Bolşevikler, onun Kemalizm konusundaki görüşlerini değerlendirdikten sonra, şu belirlemede bulunmuşlardır:

<<İbrahim KAYPAKKAYA, Kemalizm adlı broşüründe, bu konuda bütün ‘sol’un Kemalizm hayranlığı yaptığı ve M. Kemal’i neredeyse sosyalizm taraftarı gördüğü bir ortamda, M. Kemal’in ve Kemalizmin karşıdevrimci yüzünü ortaya koyarak; Türkiye devrimi için tayin edici önemde olan bu sorunda, çok önemli, olumlu bir ileri adım atmıştır.

O’nun Kemalizm hakkındaki ‘karşıdevrimci’ genel değerlendirmesi, Stalin’in 1927 yılında yaptığı ;

“Kemalist devrim, bir üst tabaka devrimidir; milli ticaret burjuvazisinin bir devrimidir. Bu devrim, (…) aslında köylülere ve işçilere karşı, evet bir tarım devrimi imkanına karşı yönelen, milli ticaret burjuvazisinin devrimidir.” (Stalin, Cilt 9, sayfa 204, İnter Yayınları) şeklindeki en son genel değerlendirmesiyle uyum içindedir.

Ve, İbrahim KAYPAKKAYA’nın Kemalizm değerlendirmesinin özü, savunulması gereken özü budur.>>

Yukarıda aktarılan bölüm, İbrahim KAYPAKKAYA’nın Kemalizm değerlendirmesinde öne çıkarılması gereken esas yöndür. O’nun bu tespiti, Kemalizm konusunda Marksist-Leninistlerle her türden oportünistler arasında çekilen kalın bir ayrım çizgisidir. Kemalizmin “karşıdevrimci” değerlendirmesi, Stalin’in 1927′deki Kemalizm değerlendirmesiyle uyum içerisindedir. Fakat bu, meselenin-esas yönü de olsa- yalnızca, bir yanıdır.

İbrahim KAYPAKKAYA, Kemalizmin yalnızca karşıdevrimci olduğu tespitini yapmamıştır. O, bunun ötesinde Kemalizmin Türk olan komprador burjuvazi ve toprak ağalarının ideolojisi olduğunu, Kemalist hareketin Kurtuluş Savaşı içerisinde, esasta Türk olan komprador burjuvazi ve toprak ağalarının hareketi olduğunu belirtmiştir. Bu türden bir değerlendirme Lenin ve Stalin tarafından yapılmamıştır. Burada bir sorunun bir değerlendirme farkının varlığı bir olgudur. Bu çelişki görmezlikten gelinemez. Ancak bu yine de ikincil bir sorundur. Belirleyici olan, kemalist iktidarın, devrimin yıkması gereken hedef olarak konmuş olduğudur. İbrahim KAYPAKKAYA KK-T’de bu gerçeği ilk defa ortaya koyan bir Marksist-Leninist olmuştur. Kemalizm konusunda onun ‘ilerici’, ‘devrimci’liğinin, ‘antiemperyalist’liğinin sınırının ne olduğunu İbrahim KAYPAKKAYA ortaya koymuş, bu karşıdevrimci ideoloji-siyaset-pratiğin yüzünden maskeyi çekip almıştır. “

Burada söylenenlerin özünü iki noktada toparlarsak;

1)İbrahim KAYPAKKAYA, Kemalizmin karşıdevrimci bir çizgi olduğunu; kemalist devlet iktidarının işçilere, köylülere düşman, faşist bir diktatörlük olduğunu çok doğru olarak tespit etmiştir. İbrahim KAYPAKKAYA’nın Kemalizm tahlilinde belirleyici olan öz budur.

2)İbrahim KAYPAKKAYA, kemalist devrimin niteliği konusunda Stalin’in 1927′de yaptığı değerlendirmeyle uyum içindedir. Ancak kemalist devrimin sınıfsal konumunu değerlendirirken Lenin ve Stalin’den farklı tahliller yapmaktadır, bu noktada bir çelişki vardır.

Bolşevikler, Özel Sayı 11′de; ” Burada bir sorunun, bir değerlendirme farkının varlığı bir olgudur. Bu çelişki görmezlikten gelinemez.” diyerek, çelişkiye dikkat çekmişler ve bu sorunu çözeceklerine işaret etmişlerdir. İbrahim KAYPAKKAYA’nın eserini Marksizm-Leninizm’e dayanarak değerlendiren, O’nun hatalarına özeleştirel yaklaşarak aşan, O’nu geliştiren ve doğrularının sürdürücüsü olan Bolşeviklerin önünde bu sorunu araştırıp çelişkiyi çözme görevi duruyordu. Bolşevikler, bu görevin bilinciyle hareket ederek, kapsamlı bir araştırma ve inceleme sürecinin ardından “Kemalist devrim ve Kemalist iktidar hakkında tezler”in doğruluğunu karar altına alarak İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın eserini bu noktada da geliştirdiler.

Bu araştırma ve incelemenin ardından, yukarıda değindiğimiz çelişkide yanılanın İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş olduğunu tespit ettiler. Bunun maddi temellerine ilişkin şu belirlemede bulundular:

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, bir teorik hata yaparak israrla Kemalist devrimin aslında Türk olan kompradorların ve toprak ağalarının devrimi olduğunu savunmaktadır. İbrahim KAYPAKKAYA’nın bu bağıntıdaki teorik çıkış noktası, Mao Zedung Düşüncesi’nin (MZD) bir yanlış yaklaşımıdır. O da şudur: MZD’ye göre, yarısömürge-yarıfeodal ülkelerde karşıdevrimci sınıflar komprador burjuvazi ve toprak ağalarıdır. Milli burjuvazi ise devrim saflarındadır. Şnurof’a göre, Kurtuluş Savaşı’nın başını çekenler “devrimci olmadıkları halde… bu savaşa katılmışlardır.” İbrahim KAYPAKKAYA, bu tespitten, onların komprador ve toprak ağası olduğu sonucunu çıkarmaktadır. Çünkü ona göre de, yarısömürge-yarıfeodal ülkelerde devrimci olmayan sınıflar bunlardır! İbrahim KAYPAKKAYA, soruna böyle yaklaştığı için, Stalin’in “üst tabaka devrimi” tespitini de “milli ticaret burjuvazisinin devrimi” tespitini de sınıfsal açıdan “komprador burjuvazi ve toprak ağalarının devrimi” olarak okumaktadır. Hatta bunun ötesine geçip onlarda “komprador burjuvazi, milli burjuvazi” ayrımı olmadığı için, “komprador” değerlendirmesi yapmadıklarını iddia etmektedir. Bu iddia yanlıştır. Lenin ve Stalin’de “komprador burjuvazi, milli burjuvazi ayrımı olmadığı için” değil; Onlar, Kemalist devrimi komprador burjuvazinin devrimi olarak değerlendirmedikleri için, bilinçli olarak komprador burjuvazi tanımını kullanmamışlardır.

İbrahim KAYPAKKAYA’nın yaptığı bu hata, Onun Kemalizm değerlendirmesinin özünü etkilemiyen, tali öneme sahip teorik bir hatadır.

İbrahim KAYPAKKAYA’nın, Kemalizm konusundaki eserini geliştiren Bolşeviklerin tezleri EK -I- olarak bu broşürde yer almaktadır.

ibrahim kaypakkaya

İbrahim Kaypakkaya İbrahim Kaypakkayaİbrahim Kaypakkaya

İbrahim Kaypakkaya – 1949

Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML) ve Türkiye Isçi Köylü Ordusu (TIKKO)’nun kurucusu .

Ibrahim Kaypakkaya ibrahim kaypakkaya İBRAHİM KAYPAKKAYA İbrahim Kaypakkaya KAYPAKKAYA ibrahim kaypakkaya1949′da Çorum’da dogdu. Ilkokulu Karamahmut, Ortakisla ve Alacaköy’de okudu. 1961′de Hasanoglan Ögretmen Okulu’nun sinavini kazandi ve ögrenimini burada sürdürdü. Devrimci düsünceyle Hasanoglan Ögretmen Okulu’nda tanisti.

Bu okuldan mezun olduktan sonra Yüksek Ögretmen Okulu hazirlik sinifina bir yil devam etti ve Istanbul’da Çapa Ögretmen Okulu’na kaydoldu. Ayni zamanda Istanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü ögrencisiydi. Bu yillarda özellikle devrimci gençligin anti-emperyalist mücadelesine yakin ilgi duydu. Sosyalist düsünceyi benimseyen Kaypakkaya, okuldaki arkadaslariyla birlikte Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) Istanbul Sekreterligi ile iliski kurarak, kendi okullarinda da örgütlenme çalismalarina basladi. Bu yillarda TIP üyesi olan Kaypakkaya, siyasal düsüncelerinin yanisira sanata ve edebiyata olan egilimi her konudaki bilgisi, alçakgönüllü kisiligi ile dikkati çekti. Mart 1968′de Çapa yüksek Ögretmen Okulu’ndaki arkadaslariyla FKF’ye bagli Çapa Fikir Kulubü’nü kurdu.

Kuruculari arasinda Muzaffer Oruçoglu’nun da bulundugu örgüt okul yönetimi tarafindan tepkiyle karsilandi. Yüksek Ögretmen Okulu’ndaki devrimci ögrencilere karsi baski ve sindirme politikasi baslatildi. Fikir Kulubü’nün baskani olan Ibrahim Kaypakkaya, 6.Filo’ya karsi bildiri yayinladigi gerekçesiyle Kasim 1968′de okuldan atildi. Buna karsi Danistay’dan yürütmeyi durdurma karari almasina ragmen Kaypakkaya’nin Çapa Yüksek Ögretmen Okulu ile olan iliskisi kesildi. Bu dönemde 6.Filo’ya karsi eylemlere, ögrenci örgütlerinin düzenlemis oldugu gösterilere katilan Kaypakkaya, FKF ve TIP içinde basgösteren ayriliklarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüsünü benimsedi. Okuldan atildiktan sonra çesitli islerde çalisarak ve matematik dersi vererek yasamini sürdürdü. Yine bu yillarda özellikle Isçi-Köylü gazetesinin Istanbul’daki bürosunda çalisan Kaypakkaya, burada ve Aydinlik Sosyalist Dergi ve Türk Solu’nda çesitli yazilar yazdi.

1969′da Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun genel kurulundan sonra MDD görüsünü benimsemis olanlar arasinda basgösteren ayrilikta, Dogu Perinçek ve arkadaslarinin basini çektigi Proleter Devrimci Aydinlik (PDA) çevresiyle birlikte davrandi. 1969 ve 1970′te yogunlasan kitlesel eylemlerin büyük bir bölümünde yer aldi. Silivri Degirmenköy’deki toprak isgalini destekledigi için gözaltina alindi. O yillarda meydana gelen Demir Döküm, Petrix, Sungurlar, Gislaved gibi isçi eylemlerini de destekleyen Kaypakkaya, 1971′de Çorum ve yöresini gezerek izlenimlerini “Çorum Ilinde Siniflarin Tahlili” adi altinda kaleme aldi. Bundan sonra bir süre Malatya, Tunceli ve Gaziantep yörelerinde örgütsel etkinlikte bulundu.

Sikiyönetim ilaniyla birlikte aranmaya basladi. 1972′de o güne kadar birlikte oldugu PDA çevresiyle ideolojik anlasmazliga düstü. Ayni yil Türkiye Ihtilalci Isçi köylü Partisi (TIKP)’ nden koparak birlikte oldugu arkadaslariyla Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML) adli örgütle ona bagli Türkiye Isçi Köylü Kurtulus Ordusu (TIKKO)’nu kurdu.

Özellikle Malatya, Elazig ve Tunceli civarinda örgütlenen TKP-ML’nin ayni zamanda ideolojik önderligini de yapan Ibrahim Kaypakkaya, 24 Ocak 1973′de Tunceli’de Vartinik-Mirik mezralarinda güvenlik güçleri tarafindan sarildi. Çikan çatismada arkadasi Ali Haydar Yildiz öldürüldü, kendisi yaralandi. Yarali olarak kaçan ve bes gün çesitli köylerde saklanan .

Kaypakkaya, 29 Ocak 1973′de kaldigi köyde bir ögretmenin ihbari üzerine ele geçirildi. Yarali olmasina ragmen yürütüldü. Buradan ayaklari donmus oldugu halde Diyarbakir’a getirildi ve hastaneye yatirildi. Ayaklarinin kesilmesine izin vermemesine karsin yemegine ilaç konularak donmus olan ayaklari kesildi. Iyilestikten sonra günlerce iskenceye maruz kalan Kaypakkaya, sorgusunda kendisini ve örgütünü baglayacak hiçbir ifade vermedi.

16 Mayis 1973′te götürüldügü sorgudan iki gün sonra Diyarbakir’a gelen babasina intihar ettigi söylendi ve parçalanmis cesedi teslim edildi. Ama gerçeği herkes biliyordu işkencecilerin vucudunu lime lime kesmelerine rağmen ’ser’ verip sır vermemiş yoldaşlarına ve halkına bağlığını hayatı pahasına savunmuştur

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.